Cırdılar Bizi Cırdılar
Geçen hafta yazmış olduğum yazımda “Kafası Kesilen Tavuk” diye başlık atmıştım. Okurlarımdan çok sayıda telefon ve e-posta aldım. Övgü dolu sözlerle tebrik edenler de oldu, “şunu mu demek istedin?” diye soranlar da… Dilimin döndüğünce ne anlatmak istediğimi izah etmeye çalıştım.
Şunu özellikle belirtmek isterim: Hiç kimseden hiçbir talebim yoktur. Hiç kimseye karşı da art niyet beslemedim, beslemem de.
Ama benim derdim var…
Endişelerim var…
Korkularım ve şüphelerim var…
Allah saklasın, adım adım o sona mı gidiyoruz?
Daha önce yazmıştım: Lobicilik ve algı yönetimi bu işin en önemli tarafıdır. Hatta meseleyi kurbağa misaliyle anlatmıştım. Hani su yavaş yavaş ısınır, kurbağa fark etmez; su kaynadığında ise artık iş işten geçmiştir…
Şimdi dönüp bakalım:
Trabzonspor olmazsa da olur dediler mi? Dediler.
Peki biz ne yaptık?
“Trabzonspor, Trabzon’un önünü kapatıyor” dediler mi? Dediler.
Biz nasıl bir karşılık verdik?
“Ne olacak canım, Trabzonspor olmazsa dünyanın sonu mu gelir?” demedik mi?
İşte tam da burada kaybettik…
2010–2011 sezonunda alınan şampiyonluk…
Kupamız ortada…
Ama müzeye getiremeyen yöneticiler…
Peki biz ne yaptık?
O kupayı bir duruş vesilesi yapmak yerine, onun üzerinden yeni hesaplar yapanlara seyirci kalmadık mı?
Bize sürekli şunu söylediler:
“Bunlara inanmayın, ligde durum ortada, Avrupa’da başarı var…”
Biz ne yaptık?
Siyasi görüşlerimizi bir kenara bırakıp, namusumuz kadar değerli gördüğümüz Trabzonspor için ortak bir duruş sergileyebildik mi?
Hayır.
Bize “cambaza bak” dediler…
Biz cambaza baktık…
Onlar ise arka tarafta ne varsa aldı götürdü.
Hakkımız olan dört kupayı…
Ali Cengiz oyunlarıyla…
Göz göre göre…
Kitaplar yazıldı, belgeler ortaya kondu…
Ama biz yine seyrettik.
Şimdi açık açık soruyorum:
Trabzonspor adım adım itibarsızlaştırılmıyor mu?
İnsanları birbirine düşürerek taraftar devşirme çabaları yok mu?
Algı operasyonlarıyla gerçekler örtülmüyor mu?
Neticeye gelirsek…
Sözün bittiği yerdeyiz.
Trabzonspor’un imajını çizmekle kalmadılar…
Cırdılar bizi cırdılar (yırttılar).
Ama bizim tepkimiz ne oldu?
Hepimiz yerimizde patinaj yapıyoruz.
Sevgili okurlarım,
Bayburt’ta çok söylenen bir söz vardır:
“Delik dönmüş mağaraya, gine dirler garga oymuş.”
Yani gerçek ortada olsa bile, hâlâ suçu başka yerde arayan bir anlayış…
Ben de yüreğimdeki isyanı bir atasözüyle bitireyim:
“Acıların en büyüğü, dolup dolup taşmayan bir yürek ve onun ateşinden akmayan gözyaşlarıdır.”
Kalın sağlıcakla…
Tekin KÜÇÜKALİ
Bu yazı daha önce Taka Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Siz de Bir Yorum Bırakmak İster misiniz?